Skip to content
Appearance

Alain Marciano ile James M. Buchanan Üzerine Bir Söyleşi

Author: Dr. Hamza Onur Zenginer

Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi, 17(3), 84–91, 2025

James M. Buchanan (1919–2013) Özel Sayısı

Keywords

  • James M. Buchanan
  • Alain Marciano
  • Kamu Tercihi

Alain Marciano ile James M. Buchanan Üzerine Bir Söyleşi

Short Summary

Notes of an interview with Alain Marciano on Buchanan's contributions to public choice theory, published in the special issue in memory of James M. Buchanan (1919–2013).

The text of this work is available in Turkish only.

Alain Marciano, Torino Üniversitesi, İktisat ve İstatistik Bölümü'nde İktisat Profesörü; Johannesburg Üniversitesi, Karl Mittermaier İktisat Felsefesi Merkezi'nde Misafir Profesör ve George Mason Üniversitesi, Mercatus Merkezi, F. A. Hayek Felsefe, Siyaset ve İktisat İleri Araştırmalar Programı'na Bağlı Seçkin Üyesi.

Hamza Onur Zenginer

Nobel Ödülü sahibi James M. Buchanan hakkında çok sayıda makale yazdınız. Ona neden bu kadar odaklandığınızı kısaca açıklayabilir misiniz?

Alain Marciano

İlk makalemi otuz yıldan daha uzun bir süre önce Fransız bir meslektaşımla birlikte yazmıştım ve zorunlu sözleşmeler konusunu ele alıyorduk. İddialardan biri çoğunlukla küçük gruplar içinde kuralların kendiliğinden ortaya çıkabileceğiydi. Bununla birlikte daha geniş düzeyde sosyal ve ekonomik etkileşimleri düzenlemek için bir sosyal sözleşmeye ihtiyaç olduğu düşünülüyordu. Buchanan’da çok sevdiğim mesajlardan biri de şudur: spontane işbirliği (klüplerde) ve sözleşmeci yaklaşım. Bu nedenle onun fikirleri üzerinde çalışmaya deavm ettim. Sonra özellikle de 1964'te yayınlanan “What Should Economists Do?” adlı büyüleyici eserinde iktisadın ne olduğu, neden politik iktisat olması gerektiği ve neden seçim ve tahsis yerine mübadele ve kurumlara odaklanması gerektiği hakkında metodolojik çalışmalarına rastladım. Bu anlayış bir çıkış noktası ve zekice bir yaklaşımdır çünkü iktisat bir seçim bilimine ya da mantığına indirgenmemelidir. Böyle bir iddiada bulunan tek kişi o değildi (elbette Hayek akla geliyor), ancak Buchanan bunu benim görüşüme göre açık ve ikna edici bulduğum bir şekilde yaptı. Eğer iktisatçılar ve özellikle iktisadı eleştirenler Buchanan'ı daha fazla okurlarsa, bu disiplin hakkındaki fikirlerini değiştirebilirler. Dolayısıyla Buchanan'ı hem sosyal düzenler üzerine yazdıkları hem de iktisat üzerine yazdıkları için sevdiğimi söyleyebilirim. Ayrıca Buchanan'ın büyüleyici bir şekilde iktisadın yalnızca ekonominin işleyişini açıklamaya yönelik bir disiplin olmadığını, iktisattan daha fazlası olduğunu, bir sosyal bilim olarak kabul edilmesi gerektiğini göstermeye yardımcı olan iktisatçılardan biri olduğunu düşünüyorum. Onun bu düşüncesi iktisada ve iktisadın gelişimine genişlik kazandırmıştır. Böylece bir itkisatçı ve sosyal bilimci olarak, sosyal düzeni, insan etkileşimlerini anlamakla ilgilenebilirsiniz. Ayrıca onun düşüncesini karakterize eden alçakgönüllülüğü de çok seviyorum. Alçakgönüllü olmalıyız çünkü sosyal düzene, insan etkileşimlerine dair anlayışımız tepeden ziyade tabandan yani bireylerden başlamalıdır. Bireysel tercihlerinin ve değerlerin nesnel şekilde, dışarıdan erişilebilir olmadığı fikriyle çalışmalıyız. Dolayısıyla iktisatçıların rolü, bireysel tercihleri, bireysel değerleri ortaya çıkarmaya çalışmaktan ibaret olmalı ve kesinlikle kendi değerlerini ya da herhangi bir sözde nesnel değer ölçeğini bireylere dayatmamalıdır. Politika önerilerinde bulunurken bu kısıtlama göz önünde bulundurulmalıdır

Hamza Onur Zenginer

Sizce Buchanan'ın felsefe, tarih, etik, hukuk, siyaset bilimi, kamu ekonomisi ve kamu tercihi gibi sosyal bilimlere en önemli katkısı nedir? Buchanan'ın disiplinler arası çalışmalarının genişliği ve derinliği hakkında bilgi verir misiniz?

Alain Marciano

Kulüpler teorisinden dışsallıkların analizine, vergilendirmede adaletten kolektif seçim mantığına, anarşiden anayasal sözleşmeye kadar Buchanan’ın çalışmalarının genişliği gerçekten de oldukça etkileyicidir. Buchanan'ın çalışmalarında etik çok önemlidir. Bu sebeple de çalışmalarının derinliği iktisadi analizi ahlak felsefesine bağlama çabasından gelmektedir. Bir iktisatçı olarak etiği tanıttı, bunu gerçekten yaptı. Diğer iktisatçılar bunu yapmadı ya da yapamadı. Buchanan’ın çalışmalarının yalnızca disiplinler arası olduğunu söyleyemem. Bence onun çalışmaları bundan daha fazlasını ifade etmektedir. O bir iktisatçı ama sadece iktisatçı olmanın yeterli olmadığına inanan bir iktisatçıdır.

Hamza Onur Zenginer

Bir makalenizde Buchanan'ın sistematik olarak dışsallıkların ve diğer bazı piyasa başarısızlıklarının nedenlerinin piyasa etkinsizliği için bir sorun olarak görülmemesi gerektiğini göstermeye çalıştığını iddia ediyorsunuz. Buchanan'ın piyasa başarısızlıklarının çözümüne ilişkin makalenizde bahsettiğiniz “dikkate değer tutarlılığı” hakkında bir şeyler söyleyebilir misiniz

Alain Marciano

Burada Buchanan'ın belirttiği kısımlar çok önemli bir noktadır. Piyasaların mükemmel şekilde çalıştığı iddia edilemeyeceği gibi piyasaların bazen kaynakları verimli bir şekilde tahsis edemediği konusunu kimse inkar edemez. Buchanan da bunu inkar etmedi. Ancak bu “gözlemden” devletin ya da hükümetin bu başarısızlıkları düzeltmek için devreye girmesi gerektiği sonucuna varılmamalıdır. Aksine çoğu iktisatçının inandığı şey: piyasa ya da devlet (bu çok liberal görünse de değildir çünkü çoğu zaman bu inanç devlet müdahalesinin savunulmasını gizler). Buchanan bu açıdan Ronald Coase ya da Elinor ve Vincent Ostrom'a yakındır, bireylerin kendi başlarına üstesinden gelemeyecekleri sorunlarla başa çıkmak için kendilerini özel ve kolektif olarak organize edebileceklerine inanmaktadır. Bu nedenle dışsallıklar devlet müdahalesi ile çözülmemelidir. Bu makale Buchanan'ın dışsallıkların bir sorun olabileceği fikrini nasıl kabul ettiğini ve aynı zamanda bireylerin bu sorunu özel kolektif eylem yoluyla nasıl çözebileceğini tutarlı bir şekilde açıklamaktadır. Bireyler kendi sorunlarını, yani çözmek istedikleri sorunları çözmek için kurumlar tasarlarlar. Elinor ve Vincent Ostrom bu çözümleri belgelemiştir. Bir dereceye kadar, Buchanan'ın fikirlerinin ampirik olarak doğrulanmasını sağladıkları söylenebilir.

Hamza Onur Zenginer

Buchanan ve Kamu Tercihi alanında çalışan yazar arkadaşları ve meslektaşları devletin başarısızlığı teorisine büyük katkılarda bulunmuşlardır. Sizce iktisatçılar Buchanan'ın devletin başarısızlığı teorisini gerçekten anladılar mı? Eğer büyük devletin olumsuz sonuçları konusu anlaşıldıysa, neden hala Leviathan'a bu kadar bağlılar?

Alain Marciano

Bana göre, Buchanan “devletin başarısızlığını” tanımlamaktan ziyade, devlet yetkililerinin ya da “devletin” mükemmel ya da herhangi bir bireyden daha iyi olduğuna inanmak için hiçbir neden olmadığını iddia etmiştir. Demsetz buna “Nirvana Yanılgısı” diyordu. Hükümet ve Devlet hakkındaki bu “romantik” varsayımı terk edersek, başarısızlık olasılığını da ortaya çıkarmış oluruz. Piyasa başarısızlıklarını kabul etmek zorunda olduğumuz gibi devletin başarısızlıklarını da kabul etmek ve kusurlu kurumsal formları karşılaştırmak zorundayız. Bu iyi bilinmektedir, ancak tamamen kabul edilmiş değildir. Hala GERÇEĞE veya hakikate inanan, var olan, ulaşılabilecek nesnel bir norma inanan bazı iktisatçılar var. Piyasanın başarısız olduğunu ve bu başarısızlıkların devlet tarafından düzeltilebileceğini, devletin de hata yapabileceğini ve sorunları düzeltmenin maliyetinin de bir sorun olabileceğini unutuyorlar. Devletin başarısızlığını, büyük devletin olumsuz sonuçlarını anlayan iktisatçıların Leviathan'a bağlı olanlar olmadığını söyleyebilirim. Piyasa başarısızlıklarını tedavi etmek için devlet müdahalesine güvenmekte ısrar edenler ya devletin başarısızlığını anlamıyor ya da anlıyor ve özel çıkarları takip etmeye ve teşvik etmeye çalışıyor.

Hamza Onur Zenginer

Buchanan dedi ki: “Sosyalizm öldü ama Leviathan yaşıyor.” Sizce Leviathan hala yaşıyor mu? Buchanan sık sık Leviathan'ın, egemenin tutkularını dizginleme düsturuna dikkat çekmiştir. Buchanan'ın cevabı “Leviathan'ı zincire vuracak” bir “anayasal devrim” çağrısıdır. Evrenin herhangi bir yerinde gerçekten bir anayasal devrim görüyor musunuz? Eğer görmüyorsanız, bu Buchanan'ın fikirlerinin değişim rüzgarları üzerinde o kadar da güçlü olmadığı anlamına mı geliyor? Siz ne düşünüyorsunuz?

Alain Marciano

Evet, Leviathan hala orada ve anayasal bir devrim gerçekleşmiyor. Biraz kötümser olabilirim ama herhangi bir değişikliğin gerçekleşeceğini öngörmüyorum. Bunun nedeni, temelde, çok az insanın değişim isteğinin olmasıdır. Değişim zordur, risklidir. Politikacılar ayrıcalıklarından vazgeçmek istemiyorlar. Sosyal bilimciler, dürüst olsunlar ya da olmasınlar, kendilerine ve müdahalelerine ihtiyaç duyan bir sosyal bilim biçimini savunuyorlar. Buchanan’ın bir noktada bireylerin neden “özgür olmaktan korktuklarını” çok net bir şekilde açıkladığı üzere insanlar özgür olmanın sorumluluğunu taşımak istemezler. Sorunlardan biri de Buchanan'ın fikirlerinin serbest piyasacı, devlet müdahalesine karşı, neredeyse bir liberter; ya da vatandaşları kontrol etmek için Leviathan'ı savunan Hobbesçu bir sözleşmeci şeklinde karikatürize edilmiş olmasıdır. Bence, kendisi, piyasanın, sosyal ve ekonomik sorunları çözmek için merkezi olmayan mekanizmaların makul bir savunucusuydu. Etiğe karşı değildi, kurallara karşı değildi. Bu “anayasal devrimi” uygulamak, tamamen kontrolsüz bir anarşi biçimine kapıları açmak anlamına gelmez. Bireylerin bazı sorumluluklar üstlenmesi gerektiği anlamına gelir, bu maliyetli olabilir ama aynı zamanda faydalı da olabilir. Evet, tabii ki. Ama bu aynı zamanda memnuniyet verici, özgürleştirici de olabilir. Buchanan “yapay insan” ile “doğal insanı” karşılaştıran çok ilginç bir makale yazmıştır: İkinci tip olan doğal, biyolojik ve kültürel kısıtlamaların avıdır; özgürlüğe ihtiyacı yoktur ve özgürlüğü istemez. Birincisi ise kendini inşa etme sorumluluğunu kabul eden bireydir; bu bireyin olmak istediği insan olabilmesi için özgürlüğe ihtiyacı vardır. İnsan olmanın anlamı budur. Bunun sadece en zenginler için, zengin ülkelerde yaşayan bireyler için geçerli olduğu iddia edilebilir, ancak bu etiğin, yani oyunun kurallarının önemini göz ardı etmek olur! Buchanan oyun alanını eşitlemek için etik kuralları, mali adaleti savunmuştur.

Hamza Onur Zenginer

Buchanan'ın mali anayasa ve parasal anayasa gibi anayasal kurallara ilişkin önerilerini göz önünde bulundurarak, bu önerilerin dünya çapında ne ölçüde kabul gördüğünü düşünüyorsunuz? Buchanan'ın bu konuda başarıya ulaştığı söylenebilir mi?

Alain Marciano

Bir önceki bölüme verdiğim cevabı göz önünde bulundurarak çok da başarılı olamadığını söyleyebilirim. Buchanan'ın ana mesajlarından biri oyunun kurallarına yani bir anayasaya ve bir toplumsal sözleşmeye ihtiyacınız olduğudur. Ama aynı zamanda bu çerçeve içinde insanların kendi hayatlarını yaşamalarına, kendilerini özgürce ve kendiliğinden organize etmelerine izin vermeniz gerektiğine inanıyordu. İnsanların var olan kurallar dahilinde kendi hayatlarında oyun oynadıkları yerler görmüyorum. Daha ziyade, sosyal ve ekonomik oyunu oynarken oyunun kurallarını değiştiriyoruz gibi görünüyor. Bu sorunlu bir durum. Oyun sırasında kurallar yeniden tasarlanırsa kimse futbol oynamayı kabul etmez. Oysa insanlar sosyal ve ekonomik oyunu her zaman revize etmeyi kabul ediyor. Bu Buchanan'ın ortaya koyduğu en önemli mesajlardan biridir ve pek duyulmamıştır.

Hamza Onur Zenginer

Ben bir avukatım, Hukuk ve İktisat Perspektifi üzerine bir doktora tezi yazdım. Birçok hukuk akademisyeni özellikle hâkim hukuk ve iktisat paradigmasını eleştirdi. Neden anayasa hukukçularının bir kısmı ya da çoğu anayasal iktisadı görmezden geliyor? Türkiye buna bir örnektir. Ülkemde birçok anayasa hukukçusu anayasal politik iktisadı görmezden geliyor, yok sayıyor ve eleştiriyor. AB, ABD ve hatta kendi ülkeniz İtalya'daki durumu da göz önünde bulundurarak bu konuda bir şeyler söylemek ister misiniz? Anayasal İktisada muhalefetin kaynakları nelerdir?

Alain Marciano

Hem Türkiye'de hem de başka ülkelerde pek çok anayasa hukukçusunun anayasal iktisat ya da anayasal politik iktisada şüpheyle yaklaşmasının, hatta küçümsemesinin birkaç nedeni var. Birincisi, disipliner sınırlar hala güçlüdür. Birçok hukukçu doktriner analiz konusunda eğitim almıştır ve yorumlayıcı, tarihsel veya normatif yöntemlerle daha rahat etmektedir. Genellikle iktisatla ilişkili resmi modelleri veya fayda maksimizasyonu varsayımlarını gibi iktisadi terimleri haklar, değerler ve siyasi meşruiyet gibi doğrudan anayasayla ilgili kavramlara uygulamayı indirgeyici veya yabancı olarak görürler. İkinci olarak, kamu tercihi teorisi ve anayasal iktisat genellikle devlet müdahalesi, çoğunlukçu siyaset veya yeniden dağıtım eleştirileriyle ilişkilendirilir. Anayasal iktisat ideolojik olarak önyargılı veya refah devletine düşman olarak görülür, bu da onu daha sosyal-demokratik veya kamu hukuku geleneklerinde çekici kılmaz. Üçüncüsü, felsefi bir fark vardır: anayasa hukukçuları anayasayı sadece bir sözleşme veya koordinasyon aracı olarak değil, kolektif değerleri ve tarihsel taahhütleri yansıtan daha yüksek bir hukuk normu olarak görürler. Anayasal politik iktisat, özellikle de sözleşmeci biçimiyle, anayasaları kendi çıkarlarını düşünen bireyler arasındaki varsayımsal pazarlıkların sonucu olarak ele alır. Bunu kabul etmek zor olabilir.

Hamza Onur Zenginer

Cambridge Üniversitesi Yayınları tarafından 2024 yılında yayınlanan “James Buchanan and Peaceful Cooperation (James Buchanan ve Barışçıl İşbirliği)” başlıklı kitabınıza gelecek olursak, bu kitabın ana mesajları nelerdir?

Alain Marciano

Buchanan hakkında, sadece onu eleştiren ve fikirlerini reddeden akademisyenler arasında değil, aynı zamanda çalışmalarını beğenen ve savunanlar arasında da onun karamsar bir kişiliğe sahip olduğu yaygın bir kanıdır. Buchanan'ın insanlar hakkında son derece olumsuz bir şekilde kendi çıkarlarının peşinde oldukları, işbirliği yapmadıklarını ve kontrol edilmeleri gerektiğine inandığı söylenir. Buna göre Buchanan, kendiliğinden düzene ve kendiliğinden işbirliğine, anarşiye vs. inanmayan bir sosyal sözleşme teorisyeniydi. Bu inancın bir kısmı 1970'lerde yazdıklarına ve daha spesifik olarak “The Limits of Liberty (bilindiği gibi 1975'te yayınlandı)” adlı eserine dayanmaktadır. Benim inancım ise tamamen farklıdır. Buchanan bu anlatılanlar gibi biri değildi. Buchanan bireyler konusunda oldukça iyimserdi ve kariyerinin büyük bir bölümünü bireylerin kendilerini nasıl kendiliğinden organize edebilecekleri, kolektif olarak nasıl organize olacaklarına kendiliğinden nasıl karar verebilecekleri konusunda yazarak geçirdi. Benim göstermek istediğim de buydu; Buchanan bireylerin işbirliği yapmak, tükettikleri kamu malları için karşılığını vermek, davranışlarının yarattığı dışsallıklar için ödeme yapmak istediklerine çok inanıyordu. "James Buchanan and Peaceful Cooperation" adlı kitap Buchanan'ın barışçıl işbirliği teorisi hakkındadır. “What Should Economists Do?” adlı eserinde şu noktaya değinmiştir: iktisat, politik iktisat olarak, çatışma yerine işbirliğini incelemelidir. Bu kitap benim biyografik projemin bir parçası olarak kabul edilmelidir. Kitap içerisinde, Buchanan'ın kolektif eylem teorisini inceledim ve kamu maliyesi alanındaki ilk çalışmalarından “The Calculus of Consent'a” ve 1960'larda kamu tercihi ya da daha ziyade anayasal iktisat alanındaki çalışmalarına kadar izini sürdüm.

Hamza Onur Zenginer

“James Buchanan: The Disillusionment of an Optimistic Economist (James Buchanan: İyimser Bir İktisatçının Hayal Kırıklığı)” adlı kitabınız hakkında ne düşünüyorsunuz? Lütfen bize bu kitabın önemini tekrar anlatır mısınız? Jim Buchanan'ın hayal kırıklıkları nelerdi?

Alain Marciano

Bu, bir öncekinin en uzun ve daha eksiksiz versiyonu olarak düşünülebilir. Entelektüel bir biyografi yazıyorum ve Buchanan'ın fikirlerinin 1940'lardan 1970'lerin ortalarına ya da sonlarına kadar geçirdiği evrimi analiz ediyorum. Bu dönem büyüleyici çünkü Buchanan, daha önce de söylediğim gibi toplum ve onun evrimi hakkında karamsar olmaya başlamıştı. Kendiliğinden işbirliği teorisini oluşturduktan sonra, toplumsal sözleşme ihtiyacına daha fazla odaklandı. Buchanan'ın bu kavramı kullanma şekli çok ilginçtir. Walras'ın genel denge kavramını kullanması gibi Buchanan da sosyal sözleşmeyi toplumun üzerine inşa edilmesi gereken normatif bir araç olarak değil, toplumun işleyişini anlamak için bir araç olarak kullandı. Mesajı şuydu: kapsayıcı bir toplum, tüm bireyleri (yani dahil olmak isteyen herkesi) içeren bir toplum yaratma arzusundan vazgeçtiğinizde toplum çöker. Sonunda sözleşme sonrası anarşi durumuna düşeriz... Hayal kırıklığına uğradığı şey tam da buydu. 1970'lerin başındaki ABD, Buchanan’a göre kolektif eylemin kendiliğinden örgütlenmesi için yerine getirilmesi gereken koşulların artık yerine getirilmediği bir toplumdu. Sorunun bir yönü de sorumluların gücü kötüye kullanmasıydı. Bir diğeri ise nüfusun bir kısmının (istemekten kaçınmak için hiçbir nedeni olmayan) diğer kısmının taleplerine karşı koyamamasıydı. Buchanan'ın “Samaritan’s Dilemma (Samaritan İkilemi)” olarak modellediği bu durum, İncil'deki benzetmeyle pek ilgisi olmamakla birlikte, yardım edenlerin yardım etmeye direnemediği ve bu nedenle yardım alanlar tarafından tuzağa düşürülmesiyle ilgidir. Bu sonunculara “parazitler” diyordu ama ona göre onlar Samiriyelilerden daha rasyonel davranıyorlardı. Buna karşılık Samiriyeliler “duygusal (daha hassas)” olmuşlardı. Bu genellikle alaycı, refah devletine yönelik bir eleştiri olarak yorumlanır ve ancak bu bir hatadır. Buchanan yardıma ya da bağışa karşı değildi ama bu yardımın kontrol edilmesinden yanaydı.

Hamza Onur Zenginer

Ve son soru: Buchanan'ın yazıları üzerinde yoğun bir şekilde çalışmış biri olarak, kendi düşünce sisteminiz Buchanan'ın entelektüel mirası tarafından nasıl şekillendirildi veya sizin düşünceleriniz üzerinde ne şekilde bir meydan okuma gerçekleştirdi?

Alain Marciano

Buchanan’ın bireylerin Kantçı bir eylem kuralını takip ettiği küçük gruplar ve tüm bu grupları birbirine bağlamak için oybirliğine dayalı bir sosyal sözleşme hakkındaki görüşlerinden çok etkilendim. Bana göre bu aynı zamanda David Hume veya Adam Smith'te de bulabileceğiniz klasik politik iktisadın temel mesajını temsil ediyor. Smith aynı zamanda iktisadın kaybolan ve Buchanan'ın yeniden canlandırılmasına katkıda bulunduğu bir tanımını da yapmıştır: iktisat bir seçim bilimi ya da mantığından ziyade bir mübadele bilimi olarak görülmelidir ve iktisatçıların incelemesi gereken şey bireylerin ticaret yapmak ve birbirleriyle işlem yapmak için kendilerini nasıl organize ettikleridir.

Cite

Author: Dr. Hamza Onur Zenginer

APA 7

Zenginer, H. O. (2025). Alain Marciano ile James M. Buchanan üzerine bir söyleşi. Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi, 17(3), 84–91. https://izlik.org/JA99SF67GB

English version of this interview

First published: Hukuk ve İktisat Araştırmaları Dergisi, 17(3), 84–91 (2025); all rights belong to the respective journal/author.

This page is for general information only and does not constitute legal advice.